
Kadınlar hayatın her alanında olduğu gibi expat hayatta da çok önemli bir yere sahip. Her akıllı yöneticinin de bildiği gibi evde huzur yoksa, işte de verim yok.19 yaşından beri Dünya'nın 4 bir yanında ailesini bir arada tutmayı başarmış ve hiçbir zorluk karşısında pes etmemiş bir genç kadın Derya Lount.Biz 8 ülke ve 14 şehirden edindiği tecrübeleri ile ilgili keyifli bir sohbet yaptık. Umarım siz de keyif alırsınız.
Dilek Ongan
8 ülke, 14 şehir ve 13 yıl diyince insan karşısında yaşı daha büyük birini bekliyor. Siz kaç yaşında başladınız expat yaşama?
Biraz erken 19 yaşında. Lisede turizm otelcilik okurken, stajlarımı da Hilton Grubu’nda yapıyordum. O sırada Martin’de Hilton Grubu’nun en genç aşçıbaşısı seçilmişti. Başlarda pek anlaşamazdık ama sonra dikkatimi çekmeyi başardı. Böylece ilişkimiz başladı.
Ben üniversite eğitimim için Ankara’ya giderken, Martin Mersin’de kaldı. Son senenin ortasında Kahire’ye transfer haberi geldi. Okulu bitirir bitirmez ben de Kahire’ye doğru yola çıkınca bizim maceramız başlamış oldu.
Bir yolculuğa çıkıyorum, hayatım değişiyor sürekli seyahat edeceğiz diye düşünüyor muydunuz?
Hiç düşünmüyordum. Başıma gelecekleri bilmiyordum doğrusu ama hoşuma gidiyordu. Gezmeyi, farklı ülkeler, farklı kültürler görmeyi hep sevdim. Üniversitede bile boş zamanım seyahat bölümünde ülkeler, kültürleri, yemekleri araştırmakla geçerdi.
Ailenizin tepkisi ne oldu?
Annem ilişkimizi başladığı günden beri biliyordu, ciddileşmeye başladığımızda karşı çıkmaya başladı. Yabancı olduğu için istemiyordu, 2 sene tartıştık sonunda babam devreye girip ‘Çocukları rahat bırak, birbirlerini seviyorlar’ dedi.
Hangi ülke ve şehirlerde yaşadınız?
Mısır’dan başladık, oradan Endonezya’ya geçtik. Jakarta ve Sumatra adasında Medan. Sonra Mısır Kızıldeniz’de Hurgada ve Türkiye. Dedeman grubunda İstanbul’da başladık, sonra Bodrum’u açtık, oradan Kapadokya. O sırada ülke içinde de gezmeler yaptık ama hep 2-3 ay, Diyarbakır’a geçerken Kazkistan’dan teklif geldi ve Astana’ya taşındık. O zaman elçilik filan yok, otel şehrin ortasında ve tepesine çıktığınızda şehrin nerede bittiğini görebiliyorsunuz. Sıcaklık kışın -40, -50 ve haftada 1 gün dışarı çıkabilirdik o zaman Isabelle’de 9 aylık.
Sonra 2,5 yıl kaldığımız ve çok sevdiğimiz Özbekistan Taşkent ve 2000 yılında ilk Dubai. O sırada eşim Le Meridien Grubun’da çalışıyor, bölge müdürlüğüne atanınca seyahatleri arttı. Biz 2 ayda 1 görüşebilmeye başladık, kendimi 2 çocukla yalnız hissediyorum, ben Türkiye’ye gideyim dedim. Biz Mersin’e gittik bir süre sonra Martin’i Suriye Şam’a transfer ettiler. Bizde Mersin’den Şam’a geçtik, sonra Ürdün Amman. 2 yıl sonra Beyrut’ta bavullarımızı ve kutularımızın içinde eşyalarımızı bırakıp yaz tatiline gittik. Yaz sonu kutuları açmadan Abu Dhabi’ye taşıdık. En son Dubai’deyiz ve artık buradan emekli olalım diyoruz.
Neden bu kadar çok ülke dolaştınız?
Bizim bu kadar gezmemiz plansız oldu, bir yere gittiğimiz zaman en az 3 yıl kalırız diye başlıyorduk sonra birşey oluyor ya otel satılıyor, ya başka yerden iyi bir iş teklifi geliyor ya da firma buraya gideceksin, gitmezsen sen düşün diyor, öyle olunca da tabii gidiyorsun. Ama herhalde her kadın yapamazdı benim yaptığımı.
Çocuklu expat hayat ile çocuksuz expat hayat arasında ne fark var?
En önemlisi çocuk olmadan daha kolay karar veriliyor, hangi ülke olduğu da çok önem taşımıyor. Çünkü okul, ev, hastane, doktor dert etmiyorsun.
Çocuk olur olmaz öncelikle hastaneyi araştırıyorsun, sonra okul, kalacaginiz ev, çocukların oyun alanı gibi şeyleri düşünmeye başlıyorsun. Çocuksuzken onu da yaparım oraya da giderim buraya da, önemli olan beraber olmak diyorsun. En büyük fark bu.
Zorlandığınız zamanlar olmadı mı bu kadar yoğun koşuşturma içinde?
Olmaz mı. Depresyona giriyorsun, evden çıkmak istemiyorsun, kilo alıyorsun. Mesela Amman’a taşındığımızda 2 otel odası verdiler ve ev vereceğiz burası geçici dediler. 6 ay boyunca 2 oda içersinde kaldık. O sırada ben yavaş yavaş içe kapanmaya başladım. Arkadaş edinmek istemiyorum, devamlı otel odası içersindeyiz, çocuklar viyak viyak başımın üstünde, çıkmak istemiyorum, birşey yapmak istemiyorum, tek yaptığım bol bol yemekti.
Bir gün yeter artık dedim, ne olursa olsun çık dışarı. Çocukları aldım sokaklarda yürüdüm, parka götürdüm, az buçuk öğrendiğim Almanca’yla konuşmaya çalıştım. Evde oturmak kesinlikle yararlı bir şey değil. Yeni bir ülkeye gelmişseniz yapacağınız en iyi şey dışarı çıkmak. Ben bu ülkede yaşayacağım, eşimin işi için buraya geldik, işimiz bu, yapmak zorundayım diye kendinizi şartlandırmanız gerekiyor. Yoksa ben niye geldim buraya, ne yapacağım ben şimdi diye kendinizi eve kapatırsanız daha çok depresyona giriyorsunuz.
İlk yurtdışına çıktığınız zamanlar ile bugün arasında ne değişiklik var?
Bugün yeni bir yere gitmek çok kolay! 1994’te ilk ülke dışına çıktığımda internet yoktu. O zamanlar bir ülkeye gider gitmez ilk iş oranin ingilizce dergileri, gazetelerine bakar, uluslararasi kadın grubuna üye olurdunuz. Bugün internet sayesinde herşeyi öğrenmek hatta bizim Sultanlar’da olduğu gibi o ülkeye taşınmadan arkadaş bulmak bile mümkün.
Kızlar nasıl tepki verdiler bu kadar çok seyahate?
O konuda şanslıyım kızlar çabuk adapte oluyorlar. Bazı yerlerde otellerin içinde yaşadık, hergün farklı yüzler görmeye alıştılar. Taşınmalarımız da genelde tatil zamanlarına denk geldiği için yeni arkadaşlar, yeni okul çok heyecanlı olacak diye anlatınca onlar da heyecan içinde bekliyorlardı. Belki daha çok küçük oldukları için çok fazla zorluk çekmedik, soru üstüne soru sormadılar. Arkadaşları için endişe ediyorlar, ben de e-mail adresleri, msn yazışmaları ile haberleşmelerini sağlamaya çalışıyorum. Yaşları daha büyük olsaydı adapte olmaları daha zor olabilirdi.
Bir de Mersin’de evimiz var, her yıl okul kapanır gideriz. En azından orası sabit. Ailem de orada kızlarım için de her yaz aynı şeyi yaşamak iyi oluyor.
Yeni bir ülkeye giderken okul seçimini nasıl yapıyorsunuz?
Bizim 2 kızımızda hem İngiliz hem International sistemli okullara gittiler. Şu anda da IB (International Bacheloria) sistemine gidiyorlar. Okul seçiminde öğrencilerin farklı ülkelerden gelmesine dikkat ediyorum. Ama bazen öyle ülkeler oldu ki sınıfta tek yabancı olan onlar oldu. Yine de bir problem olmadı, dillerini daha çabuk öğrendiler mesela Isabelle’in ilk konuştuğu dil Rusça’ydı. Öğretmenlerin geldiği ülkede önemli ama yeri geliyor göndermek zorunda kalıyorsun.
Ev seçimini yaparken dikkat edimesi gereken noktalar neler sizce?
Ülkesine göre değişiyor. Dubai’de kızların okuluna ve eşimin iş yerine göre lokasyon belirledik. Jakarta’da ise trafik 24 saat kötü. Eşimin işyerinden oturduğumuz daire gözüküyordu ama gitmesi 1,5 saat alıyordu. Bölge çok güvenli olmadığı için yürümeyi de tercih edemiyorduk.
Expat yaşama uyum sağlamak için herkes kendine göre bir yöntem geliştiriyor, sizin ki ne?
Bana nerede yaşıyorsunuz diyorlar, cevabım Dünya’da oluyor. Devamlı seyahat ettiğimiz için neresi olursa olsun, hangi evi olursa olsun orası benim yaşadığım yer. Önemli olan tek şey hep beraber olmamız, aile olmamız.
Yanımda her yere taşıdığım eşyalarım var. Örtülerim var, nereye gidersem gideyim, hangi eşya türü olursa olsun kullandığım. Aile albümlerim, kahve tepsimin danteli. O zaman kendimi evimde hissediyorum. Bir yere gittiğinizde orası sizin eviniz, yaşayacağınız ve mutlu olacağınız yer.
En önemlisi de, herşeye pozitif bakmak gerekiyor. Herşeyin pozitif tarafından bakarsan sonuç olarak pozitif bir şey alıyorsun. Aynı son günlerin popüler kitabı ‘Secret’ ta olduğu gibi.
Her ülke yeni arkadaşlar demek, arkadaşlarınızdan ayrılmak sizin için zor olmadı mı?
Ben çabuk arkadaş edinirim ama şu bir gerçek bir ülkeye gittiğinizde çok insanla tanışıyorsunuz. Tanıştıtan sonra elemelerden geçiyor ve geçiriyorsunuz. Benim hayat tarzıma uygun biri kişisel görüşüme yakın diyorsunuz. Sonra ayrılmak tabii zor oluyor. Orada yaşarken o arkadaşlarınız sizin herşeyiniz oluyor.
Ayrılırken de Mersin’deki ev adresim, tel no, internet adresimi veriyorum. İrtibat konusunda da iyiyimdir, çocukların resimlerini gönderirim, haberler veririm, şuradayız, buradayız diye.
Hala görüştüğümüz, birbirimize gittiğimiz arkadaslarımız da var. Güzel bir şey sonuçta.
Takı dizaynı, resim, briç, tenis, golf... siz vaktinizi nasıl değerlendiriyorsunuz?
İlk kreş öğretmenliği ile başlamıştım, sonra emlakçılık yaptım. Majon oynamasını öğrendim, bir Çin akıl ve strateji oyunu. Her ülkede bulabileceğiniz uluslararası kadın grupları var, bunlara başkanlıklar yaptım. Bazı ülkelerde haftalık faaliyetler yapardık.
Şu aralar ise squash oynuyorum. Eşimle aynı meslekte olduğumuzdan hem eş hem anne hem otelci olunamıyor maalesef.
Hem ülkenizden uzaktasınız, hem de farklı kültürden gelen biriyle evlisiniz. Kendinizi yalnız hissetmediniz mi?
Birbirimizin en iyi arkadaşlarıyız, bir yere gittiğinizde tek tanıdığınız eşiniz oluyor, hem sevgilin, hem arkadaşın, hem can dostun olduğu için biz birbirimize daha çok bağlandık. Expat hayat ilişkiyi zorlayan birşey kavgalarımız oldu, ayrılacak dönemlerimiz oldu, her evlilikte yaşanan şeyleri yaşadık ama hepsini aşmayı bildik. Hiçbir zaman kültür farkımız olmadı, kişisel görüş ayrılıklarımız oldu. O da zaten 17 yıldır ülkesinden uzakta uluslararası kültürlerle daha iyi anlaşıyor.
İlk defa expat hayata başlayacaklara neler önerirsiniz?
Gidecekleri ülkeyi araştırmalarını. İnternet çağımızın en büyük avantajı. Yabancı dil ülkeye adaptasyon açısından çok önemli. Ülkeye göre değişen bir şey ama o ülkenin normal hayatının içine girmek ve girişken olmak da hayatınızı kolaylaştıracak detaylar. Çocuklarla ise hayat daha kolay okul, nursery derken arkadaş bulmak daha kolay oluyor.
İnsanın kendine sorması gereken sorular var mı?
Herşeyden önemlisi o aslında. Böyle bir hayata hazırlar mı, karakter olarak hazırlar mı? Bazı insanlar çok evciller aynı bölgede aynı evde 50 yıl yaşayabilirler. Bazı insanlar için ise gezmek görmek önemlidir. 3 sene katlanılır dememek lazım, buraya gelip mutsuz bir şekilde de yaşabilirsiniz. Dolu dolu yaşayacağım oranın kültürünü, insanlarını tanıyacağım tecrübe kazanacağım diye bakmak lazım.