Friday, 31 August 2007

Khareef Festival draws thousands to Dhofar


By Sunil Vaidya, Bureau ChiefPublished:
August 30, 2007, 23:16
Muscat: The annual Khareef Festival, which ends today, attracted a record number of visitors to the verdant Jebel Atteen in Dhofar in south Oman.

"We have recorded 306,000 visitors during the 48-day festival, which is much more than the 209,000 [people] who came to Dhofar last year," Ahmad Saeed Nasser, spokesperson for the Festival Committee, told Gulf News yesterday from Salalah.

He added that the festival site recorded over a million visitors. "Some tourists as well as local residents may have visited the festival site more than once, thus our records show more than a million visitors to the different festival venues," Nasser pointed out.
'He revealed that nearly 60 per cent of the visitors were residents of Oman and over 30 per cent of the tourists came from Gulf countries. A large number of the Gulf tourists were from neighbouring UAE.

Nasser said that with the weather still pleasant in the southern region of Oman, activities at some of the festival sites may continue. "We still have visitors coming down to Dhofar to enjoy the beautiful weather," he said.

A gentle drizzle continues to drench Dhofar governorate in the mornings and cloudy weather the rest of the day makes it a pleasant stay for those escaping the summer in the region.
Growing popularity
Each year, Nasser said, the Khareef Festival gets more and more popular.
"We hope next year the festival will attract a bigger number of visitors," he said, adding that the event went smoothly this year.

The festival this year was held at the Lake Theatre in the 514,000-square-metre Municipality Recreation Grounds on Atteen Plain at the foothills of Jabal Atteen mountain range, with 11 concerts, including an operetta on the country's rich agricultural practices.

More than 900 people participated, including folk theatre troupes, schoolchildren, members of Omani women's associations, scouts, singers and poets. The motto of the festival this year was 'Family'.

"It was indeed a family gathering in Salalah," said Nasser.

Thursday, 30 August 2007

Geldigimden Beri / Since I return!


Entrance of the hotel/Otelin Girisi
Since I return from my Holiday what did I do: Off Dubai is too hot, I thought Mersin is hot but no, here is of course worse, but we don't feel it under central AC. I don't want to go out for shopping as well I did enough shopping in Istanbul and Turkey in general.:) We went out once for dinner (photos below).

So most of the time I am at home and turning into Computer Gig:). Updating my blogs, downloading photos.

I took Isabel, Victoria and Emin to Al Quasr Hotel couple of days ago, which I always enjoy, to visit and having coffee during winter times or minty lemonade during the summer, watching beautiful Fish Restaurant in middle of the Sea and watching Burj Arab. Here is some photos:

Views from the Hotel/Otelden manzaralar

Kardesim Emin ve isabel/ Emin and isabella
Geldigimden beri neler yaptim: Puffff Dubai cok sicak hemde bekledigimden daha cok, bende Mersin sicak zanediyordum, yanilmisim, vede geldigimden beride disarida cikip alisveriste yapmak istemiyorum, zaten TR de yeterin'ce yaptim. Birde ailecek yemek yedik (resimler asagida). Is gorusmesi yaptigim sirketin CEO'sunu tatilden gelmesini bekliyorum, sonra ver elini Is kadini Derya:)

Zaten evde bilgisayarin basinda oturmaktan tam bir Bilgisayar GIG oldum:) Resimler download edip, blogumu yeniliyorum.

Haa birde benim kizlari ve Emin'ni (erkek kardesim) Al qasr oteline goturdum, her zaman zevk alarak gittigim Otellerden bir tanesidir. Kisin kahvemi yudumlarken yada yazlari naneli limonata icerken Burj arab Otelinin goruntusu ve palmiye agaclarin arasinda huzur bulur gibiyim. Bogazin manzarasini ve havasini vermiyor ama ne yapak:) size bazi resimler:

Victoria the Chef cooked her own pasta in the hotel/ can you eat all that isabella?
Victaria Ascisi makarnayi kendisi yapti/Isabel butun pizzayi yiyebilecekmisin?
Me and my Hubby/ Ben ve Kocam

UPDATE: Angelina Jolie Returns from Iraq


Photo by: Morris Bernard / UN High Commissioner for Refugees via Getty

WEDNESDAY AUGUST 29, 2007 07:35 AM EDT
By Stephen M. Silverman

Angelina Jolie headed home from her brief trip to Iraq and Syria to witness firsthand the humanitarian crisis there, the United Nations Refugee Agency UNHCR announced.

The actress and UNHCR Goodwill Ambassador, 32, flew from New York to Syria on Monday. In Damascus, she visited a UNHCR registration center and spent hours talking to Iraqi refugees in their homes.

Wearing a blue flak jacket and a helmet, Tuesday's journey took her to Iraq to meet with 1,200 refugees camped out in a makeshift outpost at the border, because they are unable to leave the country. She also witnessed dozens of Iraqis crossing into Syria.

"I have come to Syria and Iraq to help draw attention to the humanitarian crisis and to urge governments to increase their support for UNHCR and its partners," Jolie said in a statement. "My sole purpose in both countries is to highlight the plight of those uprooted by the war in Iraq.

" Following her Tuesday meeting with those at the Al Waleed camp in the war-torn nation, Jolie said, "It is absolutely essential that the ongoing debate abut Iraq's future includes plans for addressing the enormous humanitarian consequences these people face."

Besides her activities for UNHCR, Jolie also met privately with American troops and other multi-national forces in the region. She headed home from Syria on Wednesday, according to UNHCR officials.

It's shaping up to be a busy week for the globetrotting Jolie, who spent some family time with Brad Pitt and their kids in New York City over the weekend. In addition to a trip to Central Park, Pitt and Jolie hosted a charity dinner in the Hamptons Saturday night for Brad's Make It Right project, which is aiming to help rebuild New Orleans with environmentally friendly homes.

• Reporting by MARY GREEN

Robert Fisk’in soykırım mektubu sahte çıktı



Sefa KAPLAN
İngiliz gazeteci Robert Fisk’in önceki günkü yazısında Ermeni soykırımını kanıtlamak için kullandığı ve Talat Paşa’ya ait olduğunu söylediği mektup sahte çıktı. Boğaziçi Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Zafer Toprak, "Bu mektup tamamen uydurmadır. Bu mektubun ne üslubu, ne dili, ne de muhtevası Osmanlı yazışma sistemine uygun değildir" dedi.ÜNLÜ İngiliz gazeteci Robert Fisk’in önceki gün 'The Independent' gazetesinde yayımlanan yazısında Ermeni soykırımının kanıtı olarak sunduğu mektubun sahte olduğu ortaya çıktı. Boğaziçi Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Zafer Toprak, Robert Fisk gibi iyi bir gazetecinin meseleyi politize etmesine bir anlam veremediğini belirterek, yazıda yer alan mektubun tamamen uydurma olduğunu söyledi. Prof. Toprak şunları söyledi:

"1915 Ermeni Tehciri sırasında katliamlar olduğunu kimse inkár etmiyor. Ama bu mektup, Osmanlı yazışma sisteminin hiçbir niteliğine uymamaktadır. Bu mektubun ne üslûbu, ne dili, ne de muhtevası Osmanlı yazışma sistemine uygun değildir. Kaldı ki, hangi devlet arşivinde böyle bir belge bırakır ki? Alman arşivlerinde, Yahudi soykırımı için böyle bir belge bulunabilir mi? Bir ülkenin başbakanı böyle bir mektup yazar mı? Osmanlı devlet terbiyesi ile bu mektubun hiçbir ilgisi yoktur. Yazıda ayrıca birtakım fotoğraflara ilişkin bilgiler yer alıyor. O fotoğrafları ben de gördüm. O fotoğraflarda yer alan vagonların üzerindeki ay-yıldıza dikkatle bakarsanız, bunun Cumhuriyet döneminde kullanılan bayraklar olduğunu görürsünüz.

"Robert Fisk, önceki gün The Independent’da yayımlanan makalesinde, Talat Paşa’nın 15 Eylül 1915’te Halep Valisi’ne gönderdiği şifreli telgrafta, "(İttihat ve Terakki Cemiyeti)... Türkiye’de yaşayan bütün Ermenilerin tamamen imhasına karar vermiştir. Bu karara karşı çıkanlar imparatorluğun resmi memurları olarak kalamazlar. Ne kadar canice olursa olsun onların (Ermenilerin) varlığına tamamen son verilmelidir. ne yaş, ne cinsiyet, ne de vicdani mülahazalara önem verilmemelidir" dediğini iddia etmişti.

KİMSE CİDDİYE ALMADI

Türk Tarih Kurumu Ermeni Araştırmaları Merkezi Başkanı Prof. Hikmet Özdemir ise söz konusu mektubun ilk kez Aram Andonian’ın Naim Bey’in hatıralarından yola çıkarak yazdığı "The Memoirs of Naim Bey: Turkish Offical Documents Relating to the Deportations and Masssacres of Armenians - Naim Bey’in Hatıraları, Ermeni Tehciri ve Katliamlarına İlişkin Türk Resmi Belgeleri, Londra, 1920) kitabında yer aldığını hatırlattı. Söz konusu kitapta yer alan telgrafın Talat Paşa’nın katili Tayleryan yargılanırken delil olarak kullanılmak istendiğini belirten Prof. Özdemir, bu belgelerin sahte olduğunun ortaya konulduğunu ve bunun için mahkeme tarafından kanıt olarak kabul edilmediğini söyledi.

Osmanlı arşivini en iyi bilen isimlerden birisi olan Boğaziçi Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Selim Deringil de, Andonian’ın kitabında yer alan telgrafların sahte olduğunu aklı başında Ermeni tarihçilerin de kabul ettiğini ifade etti. Kendisinin Robert Fisk’in yazısını İngilizce orijinalinden okuduğunu belirten Prof. Deringil, "1915’te yaşananları inkár etmek mümkün değil. Talat Paşa aklından böyle şeyler geçirmiş olabilir, hatta bunları özel konuşmalarında seslendirmiş de olabilir ama bunu resmi vesika haline getirecek kadar budala birisi değildi" dedi. Yazıda yer alan fotoğraflara da değinen Prof. Deringil, "Benzer fotoğraflar Türk tarafı için de bulunabilir. Bu tür yazı ve fotoğraflar işi hallaç pamuğuna çeviriyor" diye konuştu.
Söz konusu beş telgrafın sahte olduğunun kanıtlandığına dair bilgiler, Hollandalı tarihçi Prof. Erich Zürcher (Turkey: A Modern History) ile İngiliz yazar Andrew Mango (Turks and Kurds) tarafından da dile getirilmişti. İngiliz Dışişleri Bakanlığı da bu belgeleri ciddiye almamıştı.



Ayrica yazisinda gecen cumlelede ''Hurgada in present-day Syria' degil Hurgada Kizil Deniz Misirda, bu yazinin Fishy oldugu belli idi zaten:)
Derya Lount

Monday, 27 August 2007

Tradition takes the stage in style


Creativity knows no limitations. This was aptly demonstrated by the trendy creations seen on the ramp at Shayla and Abaya Fashion, which opened on Thursday at BurJuman Center in Dubai,UAE. The five-day-event organised by Dubai Summer Surprises in collaboration with BurJuman, M.A.C. and Crystallised — Swarovski elements blends tradition with style to present the latest collections of shaylas and abayas by leading designers and labels from the region. The company showcased a couture collection designed by its chief designer Abrar Abdul Karim.


The Indian designer's creations beautifully combined the grace and elegance of the traditional Arabian shayla and abaya with international runway trends. Glamorous He used embellishments such as intricate hand embroidery, glittering multicoloured Swarovski crystals, satin ribbons and bows, coloured satin lining and printed chiffon under-layers to add a splash of colour to the ensembles.

"The shayla and abaya are deeply rooted in tradition and we must respect that while designing. But despite the limitation in terms of colour and cuts, there is plenty of scope for creativity," he added.

Fashion for all Eisa Adam Ebrahim, general manager, BurJuman was happy to see that the show attracted not only Arab women but people of all nationalities. "BurJuman believes that luxury fashion does not only come from abroad, but also grows within Dubai. The abaya and shayla are important elements of Emirati culture and we want to showcase the best of the best for our discerning clientele and provide local designers the recognition they deserve," he said.

Award for the best A highlight of the Shayla and Abaya Fashion event this year is the Swarovski Arabian Creation Award. A panel of experts will judge designers showcasing their creations during the event and awards will be given in three categories, Best Casual Designer, Best Formal Designer and Best Creative Designer. The winners will be announced after the last show tomorrow.
What's an abaya?
The abaya is the national dress for women in most Arab countries including the UAE.
The overgarment is traditionally black, and may be either a large square of fabric draped from the shoulders or head, or a long black kaftan. The abaya covers the whole body save the face, feet and hands. It can be worn with the niqab, a face veil that leaves only the eyes uncovered.

What's a shayla?
This is a long rectangle scarf worn by Muslim women that is wrapped around the head to cover the hair but not the face. A shayla differs from a hijab in both the manner it is worn and the shape of the material. Typically, shayla's are 3ft in length and wrapped around the head several times to cover both the head and neck. Usually considered more contemporary than a hijab, shayla's are very popular in the Middle East and can be custommade to match a particular abaya design.

Friday, 24 August 2007

Westin Hotel & Resort Adverts




Westin Hotels & Resorts, represented in Malta by The Westin Dragonara
Resort is transforming some of the country's most hectic transportation
hubs into "places of renewal." Westin's $30 million campaign uses
experiential mediums including 3-D and Bluetooth billboards,
image-shifting lenticulars and sub-media (ads that appear to move on the
train tunnel walls, much like a giant flip book), that bring to life the
brand's ongoing concept of personal renewal.


Rolling out in major cities including Chicago, Boston, Atlanta and San Francisco, the campaign culminates on August 1st in New York City when every possible media touch point in Grand Central Station will be a carefully choreographed
brand immersion experience.

Saturday, 18 August 2007

Artik yeter! Burada kalalim.


Turk expat'deki ropotajim:) http://www.turkexpat.com/

Kadınlar hayatın her alanında olduğu gibi expat hayatta da çok önemli bir yere sahip. Her akıllı yöneticinin de bildiği gibi evde huzur yoksa, işte de verim yok.19 yaşından beri Dünya'nın 4 bir yanında ailesini bir arada tutmayı başarmış ve hiçbir zorluk karşısında pes etmemiş bir genç kadın Derya Lount.Biz 8 ülke ve 14 şehirden edindiği tecrübeleri ile ilgili keyifli bir sohbet yaptık. Umarım siz de keyif alırsınız.
Dilek Ongan

8 ülke, 14 şehir ve 13 yıl diyince insan karşısında yaşı daha büyük birini bekliyor. Siz kaç yaşında başladınız expat yaşama?
Biraz erken 19 yaşında. Lisede turizm otelcilik okurken, stajlarımı da Hilton Grubu’nda yapıyordum. O sırada Martin’de Hilton Grubu’nun en genç aşçıbaşısı seçilmişti. Başlarda pek anlaşamazdık ama sonra dikkatimi çekmeyi başardı. Böylece ilişkimiz başladı.
Ben üniversite eğitimim için Ankara’ya giderken, Martin Mersin’de kaldı. Son senenin ortasında Kahire’ye transfer haberi geldi. Okulu bitirir bitirmez ben de Kahire’ye doğru yola çıkınca bizim maceramız başlamış oldu.
Bir yolculuğa çıkıyorum, hayatım değişiyor sürekli seyahat edeceğiz diye düşünüyor muydunuz?
Hiç düşünmüyordum. Başıma gelecekleri bilmiyordum doğrusu ama hoşuma gidiyordu. Gezmeyi, farklı ülkeler, farklı kültürler görmeyi hep sevdim. Üniversitede bile boş zamanım seyahat bölümünde ülkeler, kültürleri, yemekleri araştırmakla geçerdi.
Ailenizin tepkisi ne oldu?
Annem ilişkimizi başladığı günden beri biliyordu, ciddileşmeye başladığımızda karşı çıkmaya başladı. Yabancı olduğu için istemiyordu, 2 sene tartıştık sonunda babam devreye girip ‘Çocukları rahat bırak, birbirlerini seviyorlar’ dedi.

Hangi ülke ve şehirlerde yaşadınız?
Mısır’dan başladık, oradan Endonezya’ya geçtik. Jakarta ve Sumatra adasında Medan. Sonra Mısır Kızıldeniz’de Hurgada ve Türkiye. Dedeman grubunda İstanbul’da başladık, sonra Bodrum’u açtık, oradan Kapadokya. O sırada ülke içinde de gezmeler yaptık ama hep 2-3 ay, Diyarbakır’a geçerken Kazkistan’dan teklif geldi ve Astana’ya taşındık. O zaman elçilik filan yok, otel şehrin ortasında ve tepesine çıktığınızda şehrin nerede bittiğini görebiliyorsunuz. Sıcaklık kışın -40, -50 ve haftada 1 gün dışarı çıkabilirdik o zaman Isabelle’de 9 aylık.
Sonra 2,5 yıl kaldığımız ve çok sevdiğimiz Özbekistan Taşkent ve 2000 yılında ilk Dubai. O sırada eşim Le Meridien Grubun’da çalışıyor, bölge müdürlüğüne atanınca seyahatleri arttı. Biz 2 ayda 1 görüşebilmeye başladık, kendimi 2 çocukla yalnız hissediyorum, ben Türkiye’ye gideyim dedim. Biz Mersin’e gittik bir süre sonra Martin’i Suriye Şam’a transfer ettiler. Bizde Mersin’den Şam’a geçtik, sonra Ürdün Amman. 2 yıl sonra Beyrut’ta bavullarımızı ve kutularımızın içinde eşyalarımızı bırakıp yaz tatiline gittik. Yaz sonu kutuları açmadan Abu Dhabi’ye taşıdık. En son Dubai’deyiz ve artık buradan emekli olalım diyoruz.

Neden bu kadar çok ülke dolaştınız?
Bizim bu kadar gezmemiz plansız oldu, bir yere gittiğimiz zaman en az 3 yıl kalırız diye başlıyorduk sonra birşey oluyor ya otel satılıyor, ya başka yerden iyi bir iş teklifi geliyor ya da firma buraya gideceksin, gitmezsen sen düşün diyor, öyle olunca da tabii gidiyorsun. Ama herhalde her kadın yapamazdı benim yaptığımı.

Çocuklu expat hayat ile çocuksuz expat hayat arasında ne fark var?
En önemlisi çocuk olmadan daha kolay karar veriliyor, hangi ülke olduğu da çok önem taşımıyor. Çünkü okul, ev, hastane, doktor dert etmiyorsun.
Çocuk olur olmaz öncelikle hastaneyi araştırıyorsun, sonra okul, kalacaginiz ev, çocukların oyun alanı gibi şeyleri düşünmeye başlıyorsun. Çocuksuzken onu da yaparım oraya da giderim buraya da, önemli olan beraber olmak diyorsun. En büyük fark bu.

Zorlandığınız zamanlar olmadı mı bu kadar yoğun koşuşturma içinde?
Olmaz mı. Depresyona giriyorsun, evden çıkmak istemiyorsun, kilo alıyorsun. Mesela Amman’a taşındığımızda 2 otel odası verdiler ve ev vereceğiz burası geçici dediler. 6 ay boyunca 2 oda içersinde kaldık. O sırada ben yavaş yavaş içe kapanmaya başladım. Arkadaş edinmek istemiyorum, devamlı otel odası içersindeyiz, çocuklar viyak viyak başımın üstünde, çıkmak istemiyorum, birşey yapmak istemiyorum, tek yaptığım bol bol yemekti.

Bir gün yeter artık dedim, ne olursa olsun çık dışarı. Çocukları aldım sokaklarda yürüdüm, parka götürdüm, az buçuk öğrendiğim Almanca’yla konuşmaya çalıştım. Evde oturmak kesinlikle yararlı bir şey değil. Yeni bir ülkeye gelmişseniz yapacağınız en iyi şey dışarı çıkmak. Ben bu ülkede yaşayacağım, eşimin işi için buraya geldik, işimiz bu, yapmak zorundayım diye kendinizi şartlandırmanız gerekiyor. Yoksa ben niye geldim buraya, ne yapacağım ben şimdi diye kendinizi eve kapatırsanız daha çok depresyona giriyorsunuz.

İlk yurtdışına çıktığınız zamanlar ile bugün arasında ne değişiklik var?
Bugün yeni bir yere gitmek çok kolay! 1994’te ilk ülke dışına çıktığımda internet yoktu. O zamanlar bir ülkeye gider gitmez ilk iş oranin ingilizce dergileri, gazetelerine bakar, uluslararasi kadın grubuna üye olurdunuz. Bugün internet sayesinde herşeyi öğrenmek hatta bizim Sultanlar’da olduğu gibi o ülkeye taşınmadan arkadaş bulmak bile mümkün.

Kızlar nasıl tepki verdiler bu kadar çok seyahate?
O konuda şanslıyım kızlar çabuk adapte oluyorlar. Bazı yerlerde otellerin içinde yaşadık, hergün farklı yüzler görmeye alıştılar. Taşınmalarımız da genelde tatil zamanlarına denk geldiği için yeni arkadaşlar, yeni okul çok heyecanlı olacak diye anlatınca onlar da heyecan içinde bekliyorlardı. Belki daha çok küçük oldukları için çok fazla zorluk çekmedik, soru üstüne soru sormadılar. Arkadaşları için endişe ediyorlar, ben de e-mail adresleri, msn yazışmaları ile haberleşmelerini sağlamaya çalışıyorum. Yaşları daha büyük olsaydı adapte olmaları daha zor olabilirdi.

Bir de Mersin’de evimiz var, her yıl okul kapanır gideriz. En azından orası sabit. Ailem de orada kızlarım için de her yaz aynı şeyi yaşamak iyi oluyor.

Yeni bir ülkeye giderken okul seçimini nasıl yapıyorsunuz?
Bizim 2 kızımızda hem İngiliz hem International sistemli okullara gittiler. Şu anda da IB (International Bacheloria) sistemine gidiyorlar. Okul seçiminde öğrencilerin farklı ülkelerden gelmesine dikkat ediyorum. Ama bazen öyle ülkeler oldu ki sınıfta tek yabancı olan onlar oldu. Yine de bir problem olmadı, dillerini daha çabuk öğrendiler mesela Isabelle’in ilk konuştuğu dil Rusça’ydı. Öğretmenlerin geldiği ülkede önemli ama yeri geliyor göndermek zorunda kalıyorsun.

Ev seçimini yaparken dikkat edimesi gereken noktalar neler sizce?
Ülkesine göre değişiyor. Dubai’de kızların okuluna ve eşimin iş yerine göre lokasyon belirledik. Jakarta’da ise trafik 24 saat kötü. Eşimin işyerinden oturduğumuz daire gözüküyordu ama gitmesi 1,5 saat alıyordu. Bölge çok güvenli olmadığı için yürümeyi de tercih edemiyorduk.

Expat yaşama uyum sağlamak için herkes kendine göre bir yöntem geliştiriyor, sizin ki ne?
Bana nerede yaşıyorsunuz diyorlar, cevabım Dünya’da oluyor. Devamlı seyahat ettiğimiz için neresi olursa olsun, hangi evi olursa olsun orası benim yaşadığım yer. Önemli olan tek şey hep beraber olmamız, aile olmamız.

Yanımda her yere taşıdığım eşyalarım var. Örtülerim var, nereye gidersem gideyim, hangi eşya türü olursa olsun kullandığım. Aile albümlerim, kahve tepsimin danteli. O zaman kendimi evimde hissediyorum. Bir yere gittiğinizde orası sizin eviniz, yaşayacağınız ve mutlu olacağınız yer.

En önemlisi de, herşeye pozitif bakmak gerekiyor. Herşeyin pozitif tarafından bakarsan sonuç olarak pozitif bir şey alıyorsun. Aynı son günlerin popüler kitabı ‘Secret’ ta olduğu gibi.

Her ülke yeni arkadaşlar demek, arkadaşlarınızdan ayrılmak sizin için zor olmadı mı?
Ben çabuk arkadaş edinirim ama şu bir gerçek bir ülkeye gittiğinizde çok insanla tanışıyorsunuz. Tanıştıtan sonra elemelerden geçiyor ve geçiriyorsunuz. Benim hayat tarzıma uygun biri kişisel görüşüme yakın diyorsunuz. Sonra ayrılmak tabii zor oluyor. Orada yaşarken o arkadaşlarınız sizin herşeyiniz oluyor.

Ayrılırken de Mersin’deki ev adresim, tel no, internet adresimi veriyorum. İrtibat konusunda da iyiyimdir, çocukların resimlerini gönderirim, haberler veririm, şuradayız, buradayız diye.

Hala görüştüğümüz, birbirimize gittiğimiz arkadaslarımız da var. Güzel bir şey sonuçta.

Takı dizaynı, resim, briç, tenis, golf... siz vaktinizi nasıl değerlendiriyorsunuz?
İlk kreş öğretmenliği ile başlamıştım, sonra emlakçılık yaptım. Majon oynamasını öğrendim, bir Çin akıl ve strateji oyunu. Her ülkede bulabileceğiniz uluslararası kadın grupları var, bunlara başkanlıklar yaptım. Bazı ülkelerde haftalık faaliyetler yapardık.

Şu aralar ise squash oynuyorum. Eşimle aynı meslekte olduğumuzdan hem eş hem anne hem otelci olunamıyor maalesef.

Hem ülkenizden uzaktasınız, hem de farklı kültürden gelen biriyle evlisiniz. Kendinizi yalnız hissetmediniz mi?
Birbirimizin en iyi arkadaşlarıyız, bir yere gittiğinizde tek tanıdığınız eşiniz oluyor, hem sevgilin, hem arkadaşın, hem can dostun olduğu için biz birbirimize daha çok bağlandık. Expat hayat ilişkiyi zorlayan birşey kavgalarımız oldu, ayrılacak dönemlerimiz oldu, her evlilikte yaşanan şeyleri yaşadık ama hepsini aşmayı bildik. Hiçbir zaman kültür farkımız olmadı, kişisel görüş ayrılıklarımız oldu. O da zaten 17 yıldır ülkesinden uzakta uluslararası kültürlerle daha iyi anlaşıyor.

İlk defa expat hayata başlayacaklara neler önerirsiniz?
Gidecekleri ülkeyi araştırmalarını. İnternet çağımızın en büyük avantajı. Yabancı dil ülkeye adaptasyon açısından çok önemli. Ülkeye göre değişen bir şey ama o ülkenin normal hayatının içine girmek ve girişken olmak da hayatınızı kolaylaştıracak detaylar. Çocuklarla ise hayat daha kolay okul, nursery derken arkadaş bulmak daha kolay oluyor.

İnsanın kendine sorması gereken sorular var mı?
Herşeyden önemlisi o aslında. Böyle bir hayata hazırlar mı, karakter olarak hazırlar mı? Bazı insanlar çok evciller aynı bölgede aynı evde 50 yıl yaşayabilirler. Bazı insanlar için ise gezmek görmek önemlidir. 3 sene katlanılır dememek lazım, buraya gelip mutsuz bir şekilde de yaşabilirsiniz. Dolu dolu yaşayacağım oranın kültürünü, insanlarını tanıyacağım tecrübe kazanacağım diye bakmak lazım.

Thursday, 16 August 2007

Through the Looking Glass

Viewpoint

That there are no second acts in Amerikan kives has become an enduring cliché; but Americans seem to have only second acts and reinvent themselves regularly.

Hillary cliton has reinvented herself from a hawk to a dove on lraq. Bush has begun to make positive noises about global warming after years of insistoing these were the terrors of sci-fi writers and not scientists. Businessman
Donald Trump has reinvented himself as a television buffoon.Americans see a pattern here . Identifying pattern is a nation pastime, which is why this is the land of the conspiracy theory.

In Manhattan’s Union Square, for example, there are young people, with passionate voices who hold up banners informing the world that the Bush government bombed the World Trade Centre towers. Everybody has ‘proof’, and ‘knows’ of the media complicity in the plot. News channels broadcast the incident a few minutes before it actually took place someone tells me.

I love conspiracy theories, and cast about for some more. It is in the nature of such theories that the more bizarre they are the more plausible they become. It is not Bush who lives in the White House, I was told, but a double who talks like him. He gave himself away, my informant insisted, when he made a speech or two without any mistakes.

Oh brave new world that has such creatures in it. For in the other corner are men like James D Watson, who cracked the DNA code over half a century ago. He became the first person to receive the full text of his own DNA.

Soon we will be able to decipher our own genomes – the six billion letters of genetic code with the traits we have inherited. Watson’s procedure cost a million dollars; the prices will drop, and there might be corporate sponsorship. You can offer to rename your five-billionth letter after your favorite cola. Currently this is only a joke, however.

Next on the list for similar decoding are Paul Allen, co-founder of Microsoft, Stephen Hawking and Larry King. Their future is behind them, but no matter; it is celebrities first, after all. Which means that Paris Hilton is sure to follow. It will be a change for her – from being chased by paparazzi to being hounded by scientists.

His only regret, wrote Woody Allen, was that he was not someone else. Americans have mastered the art of being someone else at regular intervals.

Suresh Menon writer, based in Bangalore, INDIA

Quick Takes

1) Steven Spielberg and Peter Jackson are slated to direct a Movie each, featuring which famous character of fiction?

A. Sherlock Holmes
B. Dracula
C. Tintin
D. Archie

2) Which Country shares a border with Italy?

A. Bosnia-Herzegovina
B. Croatia’
C. Serbia
D. Slovenia

3) Which Country’s only Seaport is Aqaba?

A. Jordan
B. Lebanon
C. Syria
D. Iraq

NITNIT 2) AINEVOLS 3) NADROJ

Snoring: from A to Zzzzzzzz


I was lying in bed the other night next to my sleeping husband, contemplating the subject for my next column. Unable to drift off, the topic came to me: snoring

When airflow through the passages at the back of the nose and throat vibrate, resulting in snoring.

Try these tips for a good night’s sleep:

Increase fitness and develop a healthy lifestyle to increase muscle tone and lose weight.
Your husband stops snoring when you kick him to shift from his back to his side because, when on his back, the flesh of his throat relaxes into the airway, abstracting flow. Try safety pinning a sock to the back of his pyjamas and place a tennis ball inside. Because it’s uncomfortable, he will turn to his side during sleep.
Avoid heavy meals four hours before bedtime.
Treat nasal congestion. Avoid tranquillisers, sleeping pills and antihistamines before bed. They relax your neck muscles.
Elevate the head of the bed 10cm. Elevate the whole head of the bed rather than using pillows, which can increase the angle of your neck and increase snoring. Wedges or rolled towels under the mattress work well.
Try sleeping without a pillow.
There are many products developed to prevent snoring such as nasal strips, sprays and oils.
Play the didgeridoo regularly. Apparently, playing this Australian wind instrument decreases the collapsibility of upper airways. Guess what my husband getting for Father’s Day!

Snowing facts:

Estimated Percentage of adults who snore occasionally: 45%
Estimated Percentage of adults who are habitual snorers: 25%
More men than women are classified as problem snores.
Overweight adults and people with large necks are at a high risk of problem snoring.
Back-sleepers snore more than side-sleepers.
Smokers might snore more due to nasal congestion.
Snoring usually gets worse as people age

Source: American Academy of Otolaryngology, National Sleep Foundation

Lynda G shrager/New York Times

Monday, 6 August 2007

Angelina Jolie at Le Royal Hotel


Favouring le Royal Hotel –Amman for her peace mission stay. Angelina Jolie spend a few days in Jordan on March 2004, on private visit to the region, as UNHCR Goodwill Ambassador.

During a trip to Ruwaished refugee camp near the Iraqi border, the UN refugee agency’s Goodwill Ambassador Angelina Jolie, thanked Jordan for keeping its border open during and immediately after the war in Iraq. (Since Almost 1 million Iraq’s rich and poor ones poored into the Jordan mainly in Amman). She also commended the Amman government for hosting the world’s largest group of Palestinian refugees-more than 1.7 million people –for more than 50 years. (Up to now 75% Jordan’s population made out of Palestinians now)

She held also meeting with UN in the hotel almost 3 hours, as my husband was one of them personally prepared and helped.

Also under the patronage of Her Majesty Queen Nour; Palestinian kids sang and songs in the ballroom of the hotel to Angelina Jolie who especially asked my husband to be bodyguard when she was entering the ballroom. Of course I can’t think of Martin’s face when she asked him that.J She also donated 20.000JD at that day.


Angelina Jolie’nin bir kac gun icin yapmis oldugu Ammana ziyaretinde UNHCR Goodwill Ambassador gorevi altinda esimin calistigi Le Royal Hotel’inde Mart 2004 yilinda kalmisti.

Bu seyahati sirasinda Irak sinirindaki Ruwaished Gocmen kamplarini ziyaret edip, Urdun hukumuetine Irak savasi sirasinda sinirlarini acik tututugu icin tesekkur etti. (o gunden buyana yaklasik 1 milyona yakin zengin-fakir irakli Urdune tasindi). Ayrica Amman Hukumetine dunyanin en buyuk Filistin Gocmen kapinida ziyarette bulundu. 1.7 milyon insanin yasadigi Filistin kampi son 50 yildir Urdunde bulunuyor. (Simdiye kadarda Urdun nufusunun 75% ni Filistin kokenli vatandaslar olusturuyor).

Ayrica esimin ozel olarak igilendigi toplanti UN le Angelina Jolie 3 saatlik Le Royal Otelinde surdu.
Majesteleri Kralice Nour ve Filistin cocuklari Angelina’ya sarkilar soylemisti, bu konser sirasinda ozel olarak esimden bodygardlik yapmasinida rica etmisti, tabiki Martinin yuz ifadesini dusunemiyorumJ O gun ayrica kendisi 20.000JD bagista bulundu.